Caner Güner’le Değirmendere’de, Kocaeli Üniversitesi BAP kapsamında yürütülen Kenar Etkisi projesi sırasında buluştuk. Sanatçılar, akademisyenler ve DESSAT dalgıçları günlerdir aynı alanda çalışıyordu. İzmit Körfezi’nden çıkarılan dip çamuru seramik bünyeye dönüştürülmüş, bu malzemeyle denizin altına yerleştirilecek büyük formlar üretilmişti.
Caner için burası yabancı bir kıyı değil. Erzincan’da doğmuş, çocukluğundan beri Değirmendere’de büyümüş. Körfezi uzaktan tanıyan biri olarak gelmiyor projeye; kıyıyı, bölgenin hafızasını, 1999’un bıraktığı izleri bilen biri olarak geliyor.
Belki de bu yüzden yaptığı eserin adı baştan anlamlı geliyor bana: Eve Dönüş.
İki parçadan oluşan büyük seramik formun üzerinde Caretta caretta figürleri var. İlk bakışta kaplumbağanın doğduğu kıyıya geri dönme davranışı öne çıkıyor. Sonra başka bir dönüş daha beliriyor. Körfezden çıkarılan dip çamuru karaya geliyor, işleniyor, fırından geçiyor ve yeniden denize dönüyor.
Bir de sanatçının kendisi var.
Değirmendere’de büyüyen Caner Güner, yıllar sonra aynı kıyıya bu kez bir seramik sanatçısı olarak eser bırakıyor.
Bunları yan yana getirince “Eve Dönüş” yalnızca eserin adı olmaktan çıkıyor. Caner’in önceki işlerinde de atılmış, kullanılmaz sayılmış ya da işlevini yitirmiş malzemeye yeniden bakma isteği var. Bu projede değişen şey, aynı merakın bu kez denizin altına uzanması.
Futbol sahasından atölyeye
Caner Güner 1990’da Erzincan’da doğdu. Lise öğrenimini Grafik Tasarım ve Fotoğrafçılık alanında tamamladı. Çocuk yaşta futbola başladı; Gölcükspor’dan farklı kulüplere uzanan uzun bir futbolculuk dönemi yaşadı. Yirmili yaşlarının sonuna kadar hayatının önemli kısmı antrenman, maç, takım ve rekabet içinde geçti.
Seramikle tanışması planlanmış bir kariyer değişikliğinin sonucu değil. Yıllar önce verdiği bir söyleşide, çalıştığı fabrikadan ayrıldığı gün eve dönerken mahallesindeki okulu fark ettiğini anlatıyor. Dışarıda çalışan öğrencilere ne yaptıklarını soruyor. “Seramik” cevabını alınca denemek istiyor. Önüne bir parça çamur geliyor. İlk denemede hiçbir şey yapamıyor.
Futbol hayatından gelen bir refleksle üstüne gidiyor.
O yılları anlatırken söylediği şu cümle bugün de Caner’i iyi tarif ediyor:
“Fırından sağlam çıkan bir işi 3 puan gibi görüyorum.”
Bu benzetmede abartı yok. Futboldan aldığı çalışma alışkanlığını yeni hayatına taşıyor. Tekrar etmeyi, başarısız bir denemeden sonra yeniden başlamayı, sonucu beklemeyi biliyor. Seramik de ona hemen teslim olan bir alan değil zaten. Çamuru biçimlendiriyorsunuz, kurutuyorsunuz, fırına veriyorsunuz; kapak açılana kadar sonucun ne olacağını tam olarak bilmiyorsunuz.
Kocaeli Üniversitesi Değirmendere Ali Özbay Meslek Yüksekokulu Seramik, Cam ve Çinicilik programını bitirdikten sonra Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Seramik ve Cam Tasarımı Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. Yüksek lisans çalışmasını da aynı üniversitede sürdürdü. Bugün kendi atölyesinde üretim yapıyor, sergilere ve çalıştaylara katılıyor.
Futbol hikâyesi ilginç olduğu için Caner Güner’i “futbolu bırakıp sanatçı olan genç” diye anlatmak kolay. Bence artık bu başlık onun için geçmişte ve dar kalıyor. Futbol geçmişi önemli, ama onu asıl anlatan şey sonrasında kurduğu sanat hayatı.
Malzemeyi atıldığı yerde bırakmamak
Caner’in erken dönem işlerinden itibaren farklı malzemelere ilgisi dikkat çekiyor. Seramiğin yanına metal, mekanik parçalar, sanayi atıkları ve günlük hayatta işlevini kaybetmiş nesneler geliyor.
Bu tercihin yaşadığı kentle bağı da var. Kocaeli’de fabrika, metal, motor parçası ve üretim artığı hayatın dışındaki kavramlar değil. Caner de bu malzemeleri yalnız görüntüleri ilginç olduğu için toplamıyor. Nesnenin önceki hayatını korumayı seviyor.
Daha önce yayımlanan bir sanatçı seçkisinde, araç motorlarındaki piston hareketlerinden esinlendiğini ve gerçek pistonları seramik bünyeyle birleştirdiğini anlatmıştı. Başka birinin hurda diye baktığı parçayı kendi işinin içine alması, bugün geriye dönüp bakınca geçici bir merak gibi durmuyor.
2024’te SEKA Sanat İhtisas Merkezi’ndeki Berin sergisinde de çevre ve sanayi atıkları, otomobil ve yarış dünyasından parçalarla birlikte yer aldı. Otomobil merakının babasından geldiğini anlattı. Serginin adını ise o sırada sekiz aylık olan kızından aldı.
Bu küçük ayrıntı Caner’in üretiminde sevdiğim bir tarafı gösteriyor. Kendi hayatı ile kullandığı malzeme arasında mesafe kurmaya çalışmıyor. Bir motor parçası ona babasını hatırlatabiliyor, başka bir çalışma kızının adını taşıyabiliyor. Atık nesne esere girdiğinde geçmişini bütünüyle kaybetmiyor.
Bu yaklaşım Kenar Etkisi’nde başka bir malzemeyle karşısına çıktı: İzmit Körfezi’nin dip çamuru.
BASE’den bugüne
Caner Güner’in daha geniş bir sanat çevresinde fark edilmesinde BASE 2020 önemli bir yer tutuyor. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Seramik ve Cam Bölümü mezunu olarak seçkiye katıldı. BASE’in o yılki seçkisi 22 şehirdeki 32 üniversiteden 102 yeni mezun sanatçıyı bir araya getiriyordu.
Caner’in sergilenen çalışmasında çevre kirliliği ve bozulan doğal denge vardı. Bir balığı ağaçkakanla ilişkilendiren hibrit form üzerinden hayvanların insanın yarattığı çevresel baskıyla karşı karşıya kalmasını anlatıyordu.
Bugünden geriye bakınca bu önemli bir ayrıntı. Çünkü Kenar Etkisi’ndeki ekoloji ilgisi bir proje davetiyle birdenbire ortaya çıkmış değil. Çevre kirliliği, hayvan yaşamı, atık ve insan müdahalesi daha önce de işlerinde yer almış.
2023’te İzmir Rotary Kulübü’nün 17. Altın Testi Seramik Yarışması’nda Gül Kocagöz Özel Ödülünü aldı. 2026 yazında Gölcük Kaymakamlığı’nda çalışmalarını sergiledi. Kocaeli’de gençlerle yapılan seramik etkinliklerine katılıyor, kendi atölyesinde çalışmayı sürdürüyor.
Caner Güner’in sanat dili tek bir hatta kapanmış değil. Deniyor, zaman zaman yön değiştiriyor, yeni malzemeleri işin içine alıyor. Bence üretimini canlı tutan taraflarından biri de bu.
Bir dönem motor parçaları ve mekanik hareketlerle uğraşıyor. Başka bir işte çevre kirliliğine bakıyor. Şimdi yaptığı seramiği denizin altına bırakmaya hazırlanıyor. Aralarında bağ var, ama her şeyi tek bir cümleyle açıklayacak kadar bitmiş bir hikâye yok.
“Eve Dönüş”
Kenar Etkisi için yaptığı Eve Dönüş, Caner’in bugüne kadarki bazı ilgilerini aynı eserde buluşturuyor.
Çalışma iki parçadan oluşuyor ve birleştiğinde yaklaşık bir buçuk metreyi aşan büyük bir forma ulaşıyor. Dışarıdan bakıldığında kap ya da vazo biçimini çağrıştırabilir. Caner ise bunun alışılmış anlamda bir kap olmadığını özellikle söylüyor. Formun üzerindeki açıklıkları, geçişleri ve iç hacmi sualtındaki küçük canlıları düşünerek düzenlemiş.
Bunu tek başına atölyede kurmamış. DESSAT ekibinin görüntülerine bakmış, dalgıçları dinlemiş. Hangi tür boşlukların canlılar tarafından kullanılabileceğine dair saha bilgisini kendi biçim anlayışıyla bir araya getirmeye çalışmış.
Denizin altındaki yaşamı uzmanıymış gibi anlatmıyor. Bu tavrı önemli buluyorum.
Caretta caretta fikri de bu süreçte eserin ana işaretlerinden biri olmuş. Deniz kaplumbağalarının doğdukları kumsallara dönmesi Caner’i etkiliyor ve eserinini adını buradan hareket ederek koyuyor. Formun üzerine Caretta figürleri yerleştiriyor.
Burada bir ayrımı açık tutmak gerekir. Caretta, Değirmendere için bilimsel bir tür beklentisi değil. Caner de zaten bunu öyle söylemiyor. Onun için kaplumbağa daha çok dönüş düşüncesini taşıyor.
Röportaj sırasında gülerek söylediği şu cümle ise sanatçının kişisel hayalini olduğu gibi bırakıyor:
“Bir Caretta görmeyi çok isterim.”
Bu cümlenin üzerine bir kaplumbağa sever olarak umarım ben de çok isterim diyebilirim.
İnsan bazen yaptığı işte gerçekleşmeyeceğini bilse bile güzel bir ihtimale sarılmak
Denizden çıkıp denize dönmek
Eve Dönüş’ün malzeme hikâyesi de en az Caretta kadar güçlü.
Eserin ana bünyesinde İzmit Körfezi’nden çıkarılan dip çamuru var. Doç. Dr. Nermin Demirkol’un seramik üretimine uygun hale getirdiği bu malzemeyle Caner kendi formunu kuruyor.
Denizin dibinden alınan çamur karada işleniyor, biçim kazanıyor, yüksek sıcaklıkta pişiyor ve yeniden denize gönderiliyor.
Caner’in atık ve yeniden kullanım üzerine yıllardır düşünmesi nedeniyle bu hareket ona yabancı değil. Fakat bu kez karşısındaki malzeme motor pistonu ya da insanın ürettiği bir sanayi artığı değil. Doğrudan Körfez’in dibinden geliyor.
Eserin adı bu yüzden ikinci kez anlam kazanıyor.
Malzeme de eve dönüyor.
Ama aynı haliyle değil.
Caner’in çalışmalarında sık rastladığımız şey de biraz bu. Bir nesnenin eski işlevini geri vermeye çalışmıyor. Onu başka bir hayatın içine sokuyor.
İnsan için yapılmayan bir eser
Sohbetimizde üzerinde durduğumuz konulardan biri de eserin kimin için yapıldığıydı.
Bir sergi salonundaki seramiğin karşısında insan vardır. Bakar, yaklaşır, beğenir, eleştirir ya da geçip gider. Eve Dönüş suyun altına indiğinde bu ilişki değişecek. Eserin çevresindeki asıl hareket insanlardan değil, deniz canlılarından gelebilir.
Caner bunu özellikle önemsiyor.
Sanatın yalnız dekoratif bir nesne olarak kalmasına mesafeli olduğunu söylüyor. Bir işe yarama zorunluluğundan söz etmiyor ama sanatın bir şeye temas etmesini, bir canlıya fayda sağlayabilmesini ya da insanın davranışını düşündürmesini değerli buluyor.
Röportajda bunu kendi diliyle çok sade söyledi:
“Sanatın böyle bir şeye hizmet etmesi çok önemli bir şey bence.”
Bu cümlede Caner’in sanatına dair bir yön var. “Hedef kitle” dediğimiz şeyin burada insan olmayabileceği fikri onu heyecanlandırıyor. Küçük bir balık formun içine girerse, bir canlı yüzeye tutunursa, eserin sanatçının planlamadığı bir biçimde kullanılmasını başarısızlık saymıyor.
Tam tersine, bunu görmek istiyor.
Bir yıl sonra ne beklediğini sorduğumda da cevabı buna yakındı. Küçük canlıların yerleşmesi, yavruların formu kullanması, çevresinde hayatın artması onu mutlu edecek.
Sonucun ne olacağını bilmiyor.
Projenin bilimsel izlemesi tam da bunun için var.
Bir sanatçının iyi sorusu
Ekoloji üzerine yapılan sanatta güçlü konu bazen sanatçının önüne geçebilir. Deniz, kirlilik, iklim, atık, sürdürülebilirlik gibi kelimeler zaten ağır bir anlam taşıyor. Bu kelimeleri kullanmak tek başına iyi eser yapmaya yetmiyor.
Caner Güner için de asıl mesele burada başlıyor.
Kenar Etkisi ona hazır bir hikâye sunuyor: dip çamuru, yapay resif, deniz yaşamı, bilimsel izleme. Caner’in işi bu hikâyeyi tekrar etmek değil; kendi sanat geçmişinden ne getirebildiği.
Eve Dönüş’te atık malzemeye ilgisini görüyorum. Hayvan figürlerine ve çevre sorunlarına daha önce de baktığını biliyoruz. DESSAT’tan öğrendiği yeni bilgiyi form üzerinde deniyor. Caretta’yı ise kendi “geri dönüş” fikrinin merkezine koyuyor.
Bunlar iyi başlangıçlar.
Eserin ne kadar başarılı olduğunu ise bugün kesin bir cümleyle kapatmak istemem. Sanatçının kendisi de sonucu bekliyor. Üstelik bu çalışma denize girdikten sonra değişecek.
Belki açıklıklar kullanılacak.
Belki başka bölümler tercih edilecek.
Belki sanatçının düşündüğü hiçbir şey olmayacak ve deniz kendi cevabını verecek.
Bence bir sanatçı için bununla karşılaşmak kıymetli bir deneyim.
Kendi kıyısına eser bırakmak
Caner Güner’in projedeki diğer sanatçılardan ayrıldığı çok kişisel bir tarafı var. Değirmendere onun için proje süresince tanıştığı yeni bir yer değil.
Burada büyümüş.
Burada denizle ilişki kurmuş.
Sanat eğitiminin ilk önemli adımlarından birini burada, Kocaeli Üniversitesi Ali Özbay Meslek Yüksekokulu’nda atmış.
Şimdi aynı kıyıya, kendi yaptığı büyük bir seramik formu bırakıyor.
“Eve Dönüş” adını dinlerken bu kişisel bağı görmezden gelmek zor. Caner eserin adını Caretta üzerinden kuruyor, ama iş ister istemez sanatçının kendi hayatına da değiyor.
Futbol sahalarında geçen yıllardan sonra seramiğe yönelmiş. Bir zamanlar yaşadığı yere öğrenci olarak bakmış, sonra kendi atölyesini kurmuş. BASE’e seçilmiş, yarışmalara katılmış, ödül almış, sergiler açmış. Şimdi çocukluğunun kıyısında denizin altına kalıcı bir iş bırakıyor.
Bunu konuşurken duygusunu büyütmüyor. Caner’in anlatımında zaten hoşuma giden taraflardan biri bu. Çok doğal.
Merak ediyor.
Bir yıl sonra eseri nasıl bulacağını merak ediyor.
Denizin altında değişmiş olmasına itiraz etmiyor.
Bir Caretta görme ihtimalini gülümseyerek saklıyor.
İkinci hayat
Caner Güner’in hikâyesinde “ikinci hayat” fikri birkaç yerde karşımıza çıkıyor.
Futboldan sonra kendine yeni bir hayat kuruyor.
Atık parçaları başka bir eserin içine sokuyor.
Dip çamurunu seramiğe dönüştürüyor.
Şimdi yaptığı form da denizin altında başka bir hayata başlayacak.
Caner’in bugün bulunduğu yer bence yeterince ilginç.
2020’de bir söyleşide kendisini “sanatçı adayı” diye tanımlamıştı. Aradan geçen yıllarda üretmeye devam etti; kendi atölyesini kurdu, sergilere katıldı, ödül aldı, gençlerle çalıştı. Bugün o ifade geride kalmış durumda. Caner Güner artık üretimini sürdüren, sergiler açan ve kendi çalışma alanını kurmuş bir seramik sanatçısı.

Buna rağmen merakını kaybetmiş değil. Malzemeyi araştırıyor, üretimin teknik tarafına uzak durmuyor; Kenar Etkisi için hazırlanan eserlerin pişeceği fırının hazırlanmasına da doğrudan katkı veriyor. Dalgıçları dinliyor, başka alanlardan gelen bilgiyi önemsiyor ve yaptığı işin bir gün gerçekten bir canlı tarafından kullanılıp kullanılmayacağını merak ediyor.
Eve Dönüş denizin altına indiğinde onun doğrudan müdahalesi bitecek. Sonrasını izlemek gerekecek.
Caner atölyesine dönecek.
Eser denizde kalacak.
Belki bir yıl sonra konuşacağımız şey, bugün yaptığı formdan çok o formun başına gelenler olacak.
O zaman bu yazının da ikinci bölümü yazılır.




